Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2010 Cuma

Yanlış bilinen bazı kelimeler

Harıl harıl çalışmak
Har farsça eşek manasına gelir dolayısyla deyimin manası eşekler gibi çalışmaktır. Şeyh Galib'in Harname adlı eserini hatırlayın.

Hınzır Seni
Hınzır hoş bir şey gibi algılansa da arapça'da domuz manasına gelmekte olup daha ziyade hakaret olarak algılanmalıdır.

Bakar gibi bakmak
Bakar öküz anlamına gelir, öküzün trene baktığı gibi manasına gelme eğilimindedir. Sultanahmet'te okurkan Rafet Hoca vardı Matematikçi o kullanırdı bunu. Bakar gibi bakma hadi cevapla.

Bazen, Baz'an, Bazan
Ba'z: (arapça) birtakım, bir parça, biraz, birkaçı (M. Nihat Özön, Osmanlıca-Türkçe Sözlük), aynı sözlükte ba'zan: (arapça) kimi vakit,kimileyin, her zaman değil, arasıra. Yani sözcüğün bu şekilde yazılışı Arapça'da doğru. Ama Türkçe'de kullanımı hem Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük'e hem de imla klavuzuna göre "bazen" dir. Yani Türkçe metinlerde bu şekilde kullanılır.

Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü
Zürefa'nın zarif kelimesinin çoğuludur hayvanlar alemindeki uzun boyunlu Zürafa ile alakası yoktur zira bu hayvanin beyaz giyme lüksü olamaz.

Bir hoş oldum
Aslı bi huş oldumdur. Huş'un manası ise baygın, fenalaşmış, kendinden geçmiş demektir.

Moruk
Ermeniceden dilimize geçen sözcüğün manası baba, sakallı, yaşlı, kocamış erkek manasına gelir.

Gökmen
TDK Türk Dİl Kurumu yetkililrinin ağzından açıklanmıştır : 2015’te ilk Türk uzay adamını uzaya göndereceğimiz basında yer aldı. Başka dillerde “astronot”, “kozmonot”, “taygonot” gibi sözler kullanılıyor. Türk uzay adamı için bunları kullanmaya gerek yok. “Gökmen”in iyi bir karşılık olacağını düşünüyoruz. Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza bu önerimizi yazdık. “Gökmen”deki “-men” eki çok eskilerden beri dilimizde kullanılır. En eskileri “Karaman”, “azman” ve “kocaman”... Yakın dönemde de “öğretmen”, “uzman”, “sayman”, “teğmen” gibi yeni sözler türetildi.

Üstad
Bir bilim ve sanatta o sanatı en iyi bilen kişidir ve aslı Üstat'tır Üstad yazımı tek olarak kullanılıyorsa yanlıştır. Fakat dilbilgisi kurallarına göre bu işin üstadı bu beydir kullanımı da doğrudur.

Fakir Fukara Cahil Cühela Alim Ulema
Şiir gibi ama birincisi tekil ikincisi çoğullarıdır. Fakirler= Fukara, Cahiller= Cühela, Alimler= Ulema. Konuyla ilgili olarak Şart tekil Şeriat çoğuldur, tıpkı Ukala akıllı'nın çoğulu olup akıllılar manasına gelip Snop, kendini beğenmiş manası bulunmamaktadır. Hepsi arapça kökenli kelimelerdir. Koşulları isteriz yerine arapça konuşma sevdasıyla Şeriat isteriz denirse pot kırılmaz, çam devrilir. :)

Köftehor
Köftehorun birkaç anlamı olabilir; -hor farsçada yemek içmek tüketmek anlamına geliyor. Böyle olunca köfteyiyen, köftetüketen, başka bir değişle köfteseven, belki de ağzının tadını bilen olabilir :) Köfte de farsçada çiğnenmiş, ezilmiş, dövülmüş anlamına geliyor. O zaman birleştirince ezilmişi, çiğnenmişi yiyen olur ki, burada belki de hazıra konan, çiğnemek için bile zahmet etmeyen, hazırcı, tembel, raconu kendi çıkarları için kullanan, sonradan görme uyanık anlamına gelebilir.

Çirkef : Çirkab = Çirk (pis) Ab (su) = Pis Su

Hoşaf : Hoşab = Hoş (güzel) Ab (su) = Hoş Su

Zerdali sözcüğü aslen Farsça bir sözcüktür, orijinali zerd-i alu (sarı erik) dir.

Şeftali de aslen Farsça bir sözcüktür.Orijinali şeft-i alu biçimindedir.Anlamı ise etli erik demektir.

Lale, Tulip, Dilbent
Fransızcada tulipe İngilizcede tulip İtalyancada tulipa Portekizcede tulipa Almancada Tulpe sözcükleri lale anlamına gelmektedir.Bu sözcüğün de şöyle bir hikayesi vardır:Hollandalı A.G. Busneck , 16. yy ortalarında Edirnede gördüğü laleye (anlamından dolayı olsa gerek) tülbent (eşarp) demiştir ve tüm Avrupada adı bu şekilde yayılmıştır.Kullanmakta olduğumuz bu sözcük de aslen Farsça bir kelimedir.Orijinali dil-bent dir. Asıl anlamı ise gönül bağlayandır.

Serbest
Farsça bir sözcüktür. Ser (baş) dest (bağlı) nin birleşmesinden gelir ve Başıbağlı manasına gelmekte olup tam zıddı anlamda kullanmaktayız.

Denizli
Denizlinin çevresinde hiç deniz yokken bu şehre neden bu isim verilmiştir hiç merak ettiniz mi? Aslen 14. 15. yüzyıllarda bu şehre Tonuzlu(domuzlu) deniyordu.Daha sonraları halkın bu ismi pek estetik bulmamasından olacak şehrin ismi Denizli biçimine çevrilmiştir

Metelik
Sondaki -lik eki, türkçe sözcük çağrışımı yapıyor; "yemeklik yağ"daki gibi... Aslı ise batı dillerinden geliyor: İngilizce'de, metallic; yani metal para... Biz kullanırken baştaki bölümü de bir türk ismiyle (mete) değiştirip kullanagelmişiz.

Bendeniz
Bu sözcüğün ne "ben" adılıyla, ne de "deniz"le bir ilgisi vardır; ancak sondaki "-niz" eki Türkçe'dir. "Bende", Farsça'da, "kul, tutsak" demektir. Yani kişi kendini sunarken - eski dönemlerin aşırı nezaketiyle -, "Ben kulunuz X kişi," diye sunar ya; bu da öyle konuşmalarla geçmişten günümüze gelmiş.

Lahmacun
Bu sözcüğün "macun"la ilgisi dolaylıdır. Arapça'da "acin" yoğrulmuş (macun o kökten gelir), "lahm" ise "et" demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et..

Anahtar
Bu sözcüğün kökü, yunanca "anihto" (açmak) eylemidir. "Anihtiri" ise "açmaya yarayan" anlamındadır; yani "anahtar"... Yunanca kökenli sözcükler aslında dilimize Anadolu'da konuşulan ("konuşulmuş olan," demek daha doğru olur sanırım) Rumca'dan geçmiştir. Gerçekte iki dil biririne çok benzese de, Rumca'daki birçok sözcük Yunanlar'ca bilinmez. Bu yüzden bu sayfalardaki birçok grekçe sözcüğe "Yunanca kökenli" demek yerine "Rumca kökenli" demek daha uygun olur. Bu durumda ise "Anadolu Rumları'nın dili" anlaşılmalıdır.

Kilit
Yine Rumca'daki "kleo" (kapatmak) eyleminden türeyen "kleidi" ("klidi" diye okunur; "kapamaya, kilitlemeye yarayan" anlamında...) sözcüğünden gelmektedir.

Gebermek
Türkçe'de eski anlamı "şişmek" idi. Şimdi ise ölmenin kaba bir tabiri oldu. Ölüp beklemiş hayvanların şişmesinden geliyor olsa gerek. (Gebe ve göbek sözcükleri de aynı kökten geliyor)

Sıpa
Abazaca'da "spau" "çocuk, yavru" demektir. Bizde ise eşek yavrusu... Arapça'da da benzer biçimde "sabi, sibyan" "çocuk" anlamındadır.

Kokana
Yunanca "kokkona"dan geliyor ve gerçek anlamı "Hristiyan kadın"dır. Bizde ise giyimi ve süslenmesi aşırıya kaçan (yorumu yapanların düşüncesi böyle) yaşlı kadınlar nedense bu biçimde anılıyor.

Dillere peleseng olmak
Peleseng tesbih tanelerinin de yapıldığı kokulu bir reçinesi de olan kıymetli bir ağaç. Reçinesi yapışkan olduğundan ağızlarda sık tekrarlanan söze dillere peleseng olmuş denir. Aslında yanlış kullanılır bu söz. Çünkü doğrusu '' Dillere persenk olmak '' tır deyişin aslı. Persenk ise terazide dengeyi sağlamak için hafif kalan kefeye konan taş ve benzeri şeyler anlamındaki farsça kelimedir. Dillere persenk olan kelime de bir şeylerin eksikliğini kapatan ağzımıza yerleşmiş sözlerdir. ( Şey gibi )

Nüans Farkı
Yanlış kullanılan kelimelerden biriyle karşı karşıyayız. Osmanlı nın son dönemlerinden 1950 li yıllara kadar Fransızca dili pek bir popülerdi bu yüzden Türkçemize yerleştirilmeye çalışılırken Şark arabeskliğiyle bu ucube laf ortaya çıkmıştır. Nüans fransızca'da fark demektir anlamazlarsa diye pekiştirmek için birde bizim farkı ekleyince ortaya bu çıkmıştır. Şark Farkı, Nüans Farkı.

Afyonu Patlamak
Eski zamanlarda afyon kullananlar Ramazan ayında sahura kalktıklarında afyonu çiğnemek yerine ince bağırsaklara sarıp yutarlarmış.Bu yutulan afyonun mide'de patlaması ancak öğle vakitlerinde olurmuş.Afyon patlayana kadar da bu kişi çok gergin ve sinirli olurmuş. Bu yüzden eski zamanlarda 'Bey çok sinirli, daha afyonu patlamadı' gibi ifadeler kullanılırmış.

Ne Şam'ın Şekeri Ne arab'ın yüzü
''Ne Şamın şekeri Ne arabın yüzü'', deyimi aslında ''Ne Şamın şekeri ne arabın zekeri'' nin modifiye edilmiş şeklidir. Açıklamasını "Aman ne o olsun ne de o" şeklinde Benden uzak Allah'a yakin olsun'' a benzer bir deyim.

Bundan iyisi Şam'da kayısı
"Daha iyisi olamaz, daha fazla zorlamaya gerek yok" anlamına gelen atasözü.

( eposta ile geldi, kaynağını bilmiyorum)

17 Aralık 2008 Çarşamba

Yazan yazmış...

Kitaplarda kâşiflerin keşfettikleri kâinat kurulurken, karşı karşıya kalan kaplanlar kunduzlara kükrer; keyifleşen kalın kalçalı küheylanlar kısraklara, küp karınlı kadanalar katırlara kişner; köpüklü kırılgan kutuplarda kefallar köpekbalıklarına karşı kalkanlaşır; kara-kuru kaplumba alar karabataklara kostaklanır; kör kösnüler kumlarda kıpırdanır; kaşa ısız, kayışsız karakaçanlar karacalarla, kırlangıçlar kelaynaklarla, kazlar kerkenezlerle, kediler kıtmir köpeklerle kırıştırırlar; kokarcalı kıraçlarda köstebekler, kelebekler, koalalar kaçışırlar; kevenli kırlarda keçiler, koyunlar, kuzular kolsuz kepenekli Kelo lan''ın kavalına karşı kıkırdarlar; kalçaları kalınlaşan, karınları kabaran kurdeleli kızlar, kadınlı a karışırlar; Kozanlı Kadir kemanını, Karslı Kadri kopuzunu, Kırklarelili Kıpti klarnetini, Karadenizli Kudret kemençesini, Kemahlı Kamer kavalını konuştururken; kutnu kumaş kostümleriyle kaldırımdaki kuryeli kalabalı a karışan kız-kurusu kıvrak Kübra kadın, kaynanası kaşarlanmış kösnül Kadriye''yle koejde kol-kola kabarık kalçalarını kıvırıp, kimse kuşkulanmadan Kernekli Kastelli''nin kuzeni Karao lan''a karagözlerini kırpar, kırıtırlar; kürdanlarıyla kalem kaşlarını köreltip koçeri klipleriyle kafaları karıştırır, kızılca kıyametler koparırlarken, karagözleri kamaştıran kumral kızları Kamran''ı Kazanova Kaan''a kakalarlar; komplimana karaktersizlerle kırıştıran kafadan kontak kimi kadınlar, kabaran karınlarını kürtajla küçültüp kılıbık kocalarını kandırırlar

Kocamustafapaşa''yla Kösemsultan''ın kıymetli kerimeleri Kısmet, kısmetli kumbaracı Kazancıo lu''yla Köprüaltı''nda kıvançla kumrulaşırlarken; konservatuarın kafesinde karşılaşan Kerim''le Keriman kardeşçe kucaklaşsalar da, Kerim''in karısı Kumru kesinlikle kabullenmez, kıskançlıktan kudurur; kaktüslü kadınlar, Kordonboyu''ndaki Konak Karate Kursu''nda kafa-kol koparırcasına kapışıp kendilerini kanıtlarlar; kavgacı kaypak kayıkçılar kaygan kulvarlarda kaykaylarıyla karşılaşırlarken; karşıt kutuplardaki kulüpler, küme karşılaşmalarında kıyasıya kapışırlar; kozasından kurtulan kızılipekler, kırmızı karanfillerle kenetleşir; Kızılay Kurumu''nun koordinesindeki kozalaklı kermeslerde kalpaklar, kazaklar, külotlar, kanaviçeler, kukalar, kuklalar, kiviler, kuleler, krakerler, kokoreçler, kartpostallar, közde kavrulmuş kabuksuz kestaneler kapışılır; kitaplar kapaklanır, kimlik kartları kaplanırken; küreselleşmede klasman koşusuna katılan Kaya kardeşler, Kazasker''de Kampüsistan kurmaya kalkışırlarken; kompleksli kakavan Kerimcan''la kayınbiraderi Kayahan, kıskançlık kriziyle kahırlanıp kuruntuya kapılırlar; Kavaklıdere Kasabası ''nın köy kahvesinde köylülerle karşılıklı konuşup, kulpu kırık kupayla kahvesini köpürteten kornacı Kömüşemmi, kendisine kulak kabartan kahveciye kızar;

Kuran-ı Kerim'' ikem-kümlemeleriyle köylüye kıraatleyen köselesi kabartılmış kara kunduralı kodoş Kürşat''ın konuşmasını kimse kavrayamaz; Karahanlı kanaatkar, kibar, kandilli kadınlarla, kakülleri kıvırcık kuşdili! kızlar, Kaymakamlı ın köylerde kurdu u kurslarda kilimler, kazaklar kotarıp, Kızılırmak kayna ından kaldırdıkları kırbalarını kilitsiz kilerlere koyarak, kamışlı, kendirli, kıraç kırlarda kelek kavunlar, karpuzlar kemirirler; karaci er kanserinden komalık konumundaki küçük kardeşi Kalender''in kıvranmaları karşısında kalakalan koptik Korhan''ın karagözlerinden kıvılcımlaşan korkunç kabusu karanlı a karışırken; kodaman kapitalistler, komple konforlu konaklarında kolonya kokulu kerevetlerine kurulur, keman konçertosuyla kadınlar korosunun keyifli konserlerine karşı kristal kadehlerini kaldırıp, kahvelerini köpürtürler; Krallar, Kraliçeler Kulübü''nde kredi kapmak konusunda kaç kez kıvırtmaya kalkışan kürkçü kalleşler, kırk kat klasikleşmiş, klişeleşmiş kahrolası kötü kişiliklerini kaldırıp köşeye koymazlar; kıtaları kar kaplayınca, kontratak''a kalkan kelepir kamyon kaçakçısı kotrabanlar, Kapıkule Kapısı''ndan kaçırdıkları konteynerleri, Kömürhan Köprüsü''nden kaydırıp Kilis''te kara kapılır, kışlanın kuzuneli karakoluna kapatılırlarken; kimbilir Kozluk''taki kümeslerden kanadı kırık kaç kazla, Kahta''daki koralardan karnı kabızlı kaç katır kapıları kırarak kekikli kırlara kaçarlardı...


Küçük körpe kızları kaçırarak kul kılıp köle kullanan kapkaççı kadın korsanları, kentin kuytu köşesinde karşılaştıkları karakol komiserini kasaturayla korkutup kaçarlarken; karaci ere konan karasinekler, Kuşadası''ndan kanatlanıp kalkarak Kozyata ı''na konan ku u kuşları, kafes kaçkını kınalı keklikler, kumrular kıvrak koşumlarla kendi kovuklarında kabarırlar; kurt kurtlu unda kalıp kızgınlaşarak körpe kuzuları, karnı kuzucuklu koyunları kapardı...


Karlı kaldırımda koşarken kundurası kayıp kapaklanan Kuriş''in kafası kanayınca, kaldırımdan kapıp kaldıran Kutsi Kubibay, Kuriş''i kucaklayarak karşıdaki Kavacık Klini ine kavuştururken; karabacaklı karıncalar, kanca kıllı kirpiler, kıl kuyruklu keltoş kırkayaklar karşı kıyıların karanlı ında kavislenerek kıvrılan kumsalda kıpır kıpır kıpırdarlar; korkunç kobralar, kocaman kertenkeleler kil katmanlı kesekli kırlarda kıvrım kıvrım kıvranırlardı...

Kopenhag kriterlerinden kolayca kaçan, kritik konulan konuşmaktan kaçınan kıvırtmacı Kandıralı kekeme Kerimo lu, kibirli kudretli Kuzguncuktu kıranta korkuluk Kibaro lu, kürk kaçakçılı ında kılavuz kaptan kullanan kancaburunlu Karadenizli kambur Kavruko lu, kahkahacı Kadırgalı kula ı kesik kabadayılardan kaçık Kasapo lu, koca karınlı Kumkapılı kaptan Kamilo lu, Kırşehirli kikirik Kabilo lu, kışla kaçkını kasketli komik Köseo lu; kukla kalpaklı, kalın kaşlı, kulakları küpeli, kehribar kostaklı, kravatı kaytanlı, keplerinin kenarları kıvrımlı kırk kafadar kaltaban; kurbanlık koç kesip közde kebap kızartarak, klimalı, kaloriferli, kalebodurlu, kartonpiyeri!, korneşli, konforlu kız kuleli köşklerindeki kadife kumaşlı, kozmetik kokan koltuklarında konken kotarıp kupa kaldırarak, kendi karmaşık kompozisyonlarında; kuramsal konjonktürde kitlesel kümeler, kültürel kanallarla klanlaşıp kavmiyetle kabileleşirler;
kozmolojiselli, küreselleşmeli, kapitülasyonla, konfederasyonlu, kamutaylı, kurultaylı, kapitalli, konsolideli, koyun kopyalamalı kolonlamasal, kategorisel, küresel, kamusal, kurumsal, kanunsal, kalıtsal, kuralsal, kutsal kavramları kavrama konusunu kurcalarlar; kurcaladıkça ''kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp'' Karmaşasıyla kavram kargaşasına kapılıp kafaları kördü ümleşerek karışır, kararsız kalırlardı...

Kepek kafalı küstah keller; kadife keseli kaktüslü körler; kaftanlı, kavuklu köftehorlar; kritik koşullarda keçileri kaçırmadan kırsal katmanlarda, kumsal kıyılarda, kamusal koylarda, küpeştesi kopuk kotralı, kalyonlu, kayıkhaneli körfezlerde köşe kapmacadayken; kitap kurdu kararlı kadirşinas kemaletli Kamile kadın, Kazım Karabekir Koleji''nin kampüsündeki kütüphanede kısaca kimyasal karışımlarda kıvamlaşan kibritin, kromun, kalsiyumun, kızamıklı kadavranın, kâr- kazanç kulvarında kalite kontrolünün; kargo, kasko, kambiyo, kart, kredi, kapasite, kaynak kullanımının kadir kıymetini kurşunkalemle ka ıtlara kaydederdi...

Kazançları karmaşık, keten köyne i kravatlı, kruvaze kıyafetleriyle keyifleri kıyak, kaprisli, kırkambar, kamuflajlı kalpazan kumarbazlar, kılıflı kumar kumpanyalarında komedili kokteyller kurarak, kuca ındaki konsomatrislerin kıkırdamalarıyla, kıyıda köşede kalmış kiralık kantocu kadınların kıvırtmaları karşısında keyiflenip kahkahalarla kekik kokulu kadayıf, karamela, kurabiye, ka ıthelvası, kestaneşekeri, kepçe kepçe kızartılmış kadınbudu, kadıngöbe i, kaynanadili, kapuska, kokoreç, kaşar, krema, kazandibi, karnıyarık, küncülü künefe, kereviz, keşkek, keşkül, konserve, keççaplı köfte, kimyonlu kısır kaşıklar; kakao, kahve köpürtüp, kasa kasa konyaklar, kutu kutu kolalar, kâse kâse kaymaklar kapışırlarken; Kürecikli Kamber kalfa, körü körüne kapılandı ı kurt köpekli kapıda kabagüçle köleleştirilerek küçümsendi inden, kürekle kazdı ı küspe kokan küflü kümesin küllü ünde kanserleşen, kangrenleşen, kavruklaşan kekremsi kâbusunu kamçılar; karanlı a karşı korateş kıvılcımının küçücük katresini kandile koyamadı ından kahrolurdu...

Karşıyaka''da, Karasu''da, Kanlıca''da, Keşan''da, Kızılay''da kasıp kavuran kasırgalardan kurtulan kader kurbanları, kiremitli ko uşlarında klasik kayıtlı, kaygılı, kızgın, kuşkulu keyfiyetleriyle kalakalır; karabasanlı, kabuslu kalelerde kanlı kusmuk kusad, kefensiz kabirlere kimliksiz konulurlarken; koç katımı konaklarda, kazanç kapısını kurcalayıp krema kapan konuklarıyla keyfe-kader kadeh kaldıran kültür katliamcısı, korkak kozmetikçi, kedi kılıklı kabiliyetsiz, kapasitesiz kimi köstebek kasetçiler, kasetleriyle keriz karakterlerini karizmatikleştirmeye kalkışırlardı...

Kelimeleri kırmadan, konuları kuşa çevirip kıvırtmadan konuşmalarıyla kamuoyunda kendi kişiliklerini kanıtlamış, karakterli, kaprissiz, kıdemli kuşaktan kalender karikatüristlere, kültür kurumlarını kuvvetlendirmeyen kitlelerin karanlık kuyularda kadersiz kalıp kaybolacaklarını kayıtlayarak, keskin kara kalemleriyle karaladıkları karikatürlerinde kartvizitçi kerataların kıçlarını karartıp kızartırlar; kestikleri kupürleri koleksiyonlarına kor, kalıcı kılarlardı...


Korumasız Kemallerin, kefaletsiz Kerimanların keselerini, kamunun kasasını kemiren; kükürtlü küller kusarcasına kentleri kuşatarak kitleleri kasıp kavuran karaborsacı, kolonici, kalburüstü kesitten kartelci kodamanlar, kezzap karıştırılası konyaklarla kabalaşıp kızarak kazançlara kota koyunca; kaoslu kötü koşullarda kalıcılıklarını kaybeden kitapçılar, kırtasiyeciler, kafeteryacılar, kantinciler, kabzımallar, kasaplar, konserveciler, kolacılar, kurabiyeciler, köfteciler, kumaşçılar, konfeksiyoncular, kunduracılar, kuaförcüler, kömürcüler krizin kancasına kapılıp kepenklerini kapatıyorlardı...


Kredi kartı kullananların kerizce kazıklandıkları kanıtlanıp, Kredi Kartı Kullanmama Kampanyası kitleleri kuşattı ında, Koçbank, kimi kredi kartlarının kapasitesini kısıtlayarak, kimilerini de kapatarak kendini korumaya kalkınca; Kelkit''in Koyulhisar''daki kükürtlü kaplıcasında kalan Koray Kurto lu, kredi kullanamadı ından korkuya kapılıp kös kös kıvranırken; Korkut Kırato lu''nun kefilli iyle korkularından kurtulup kurtarıcısını kucaklıyordu...


Karasis Kalesi''nin kasvetli karanlı ını keşfeden karaborsacı karaktersiz korsan kasetçiler, kaçırdıkları Kamelyalı kıvrak Kevser''i kelepir karyolada kucaklayarak keyifli kepazeliklerini kamufleli kameralarıyla kasetlere kaydedip, kan kusturucu kırkıncı konuşmalarında kasetin kopyasıyla karayazılı kontratı Kevser''in kuca ına korlarken; korkunç komplo karşısında kulaklarına karsuyu kaçan, kafası karıncalaşan, karamsarlı a kapılan, kırk kez kulaklarını kapatıp kafasında kabus kaynatan Kevser kadın, komplocuların kazıklı koşullarını kamilen kabulleniyorken, kalp kifayetsizli iyle kapaklanıp kasetçinin kuca ında kalıyordu...

Kona ına, kolu kanadı kırık korumasız kadınları kapatan, koynunda kokain koklatan komplocu köktendincilerden Kıro Karadayı''yla kayırıcısı Kadim Koçako lu, kolları kelepçelenmeden karakoldan kaçıp kayıplara karışırlarken; kendilerini kare kare kameralara kayıtlayan kameramanlara, "keyfimizin kahyası mısınız?" karşı koyuşuyla küfrediyorlardı...
Komplocuların kasetleri kamuoyunda kötü karşılanıp kınanırken; karyolalarında keyifleşen karı koca kaset konusunda kapışınca, kızan kocanın koyuverdi i küfürlü kelimeler kanatlanıp kavislenerek komşuların kula ına kaçtı ında; küfürleri kabullenemeyen kadın karakola koşup, küfürlü kelimeleri kara kalemle komiserin karbonlu ka ıtlarına kaydettiriyordu...


Kabile kültürünün katı kurallarını koruyan kaynana, kayınbabayla kocanın kıskacında konuşamayıp kıvranan kadersiz, kısmetsiz kimi kumalarla, karayele kapılan kararsız, kontrolsüz, kuralsız kalabalıkta kendini kaybeden kimi kafası karışık kişiler, karmaşadan, kıskaçtan kurtulup, kendi kondusundaki kuluçkasında karakaplı kitaptan kara kehanet kuzlayan Karababa''dan keramet kapmaya koşarlarken; karine kutusunu kapan kârşinaslar, Karun''laşma kervanına katılıp keyifleniyorlardı...


Kalamışlı Kirkor, Kayışda lı Kevork, Kuzguncuktu Kamber, Kurtköylü Kemalettin, Küçükyalılı Keremullah, Karagümrüklü Kürşat, Kasımpaşalı koruk Kasım, Ka ızmanlı Kalender, Keşanlı kavruk Kazım, Köyce izi! körpe Kibriye, Keçiörenli kökçe Kamile konutsuzluktan kıvranır, karınları kuruldar, kart-kurt kazınırlarken; kazıkçı komprador kapitalistler, kıvırtıcı köçek komisyoncular kontratlı ında Konut Kooperatifiyle, Köy-Kent Kalkındırma Kooperatifleri kurup; kanundan, kararnameden, kamuoyundan, Keremullah''la Kitabullah''tan korkmadan kandırdıkları kıt kazançlı, komik konutlu, kısıtlı-kötü koşullu kitlelerden kopardıkları katrilyonları, kayıtdışı kazançlarına katıp kasalarına koyuyorlardı...


Kitleler, külüstür kondularda kuru, kısır kahvaltıları, karalahanalı, karabiberli kömbeleri, közlemeleriyle kalıp kırgınlıklarını, küskünlüklerini konuşurlarken; kamu kurumlarında koordineli kadrolaşan köktendincilerin kanalıyla kamu kuruluşlarını kırtıklayıp kovuşturma kazanında kaynayan kartelci Kandemir''i, körolası kongreci kalantorlar kurtarıyorlar; kârlı Kimpaş''ım, Kimsan''ın, Kepez''in kapısını kilitleyip kırkbinlerce kafa, kolemekçisini kapıönüne koyuyorlardı...


Kamuyu Koruma Kurulu''nun kazıkçıları kayıran kahrolası kararı, Kamu Konseyi''nce de kabullenilerek kesinlik kazanınca; karara kayıtsız kalamayan karakteri kavi, karatede kara kuşaklı katip Kamuran, kalemini kırarak Konsey Kona ı''nın koridorundan köşedeki kürsüye kayıp, kitleleri koruyan kısa konuşmasını kurguluyordu:


-Kaytanbıyıklı, karaya ız kardeşlerim, koçlarım !

Kartelci, kapkaççı, kurnaz köftehorlar karşısında kaygılanıp korkarak kaskatı, kupkuru kalakalmayın!

Kazıkçıların kotardıkları krizlerde kerizce kazıklanmayın!Kafanızı kullanın, kucaklaşıp kaynaşın; köpeksiz köyleri kolayca kolaçanlayıp kuzu kapan kazıkçı, krizci, kapçıka ızlı kurtlara karşı kendinizi koruyun!...



Kitleler, kasvetli karda kışta kazaksız, kabansız, keçesiz, köyneksiz, kısbetsiz, kıraç, kurak, kabristansız, kenefsiz, künksüz, kanalizasyonsuz kubur kokan köylerinde karınca kararınca kurabildikleri küçücük kagir kulübeleriyle, ker**** konutlarında kap- kacaksız, karma-karışık kavşaksız, kulvarsız, kaşarsız, kolasız, köftesiz, katıksız, kalorisiz, kasnaksız, kevgirsiz, kömürsüz, koleraya karşı korunaksız, kıtlık kıranlıkla kıt kanaat kerhen konaklarlarken; Kurba alıdere''nin köprülü kavşa ında kurulan Kuran Kurslarını Koruma Kurulu''nun Kongresinde Kaplancı Kadılar''ın kokuşmuş kararıyla kadınları, kızları Kılık Kıyafet Kanunu''na karşı kandırıp kasidelerle kafalarını karıştırarak kılperestlik konumunda kara kıyafetlerle kapatıp, Keremullah korkusuyla kıskaçlayarak kalplerini kararttılar...

Kutsal kitap Kuran-ı Kerim''i kullanarak kıblegahları kazanç kapma kulvarına koşan kepaze köktendinciler; kıyamette kaynayan katran kazanına konulma korkusuyla, körpe kızlarla kucak kuca a kalma kandırmacasıyla körükleyerek kışkırtıp kudurttukları kalpleri köreltilmiş kıytınkçılar; kaba, kara, kırçılsakallılarla koalisyon kurarak katliam kampanyalarıyla kümeleşip, kuşlukta kıyama kalkışarak, Kemalist Karafakio ullarını, Kaftancıo ullarını katledip kitleleri korkutarak keyiflerini kaçırdılar...
Küffarlaşan kiralık, kemli-kinli, kılçık-kurtlu, kudurgan, kemik kemiren kuduz karabaş köpekler; kalkan kılıç, kamçı kırbaç, kanca kargılarla



Kahramanmaraş''ta kıyıma kalkıştılar; kafa-kol kopardılar, kapıları kazmalarla kırıp kurbanlık koyun gibi kalakalan korumasız kadınların kaburga kemiklerini katur-kutur kırdılar, karınlarını, kasıklarını kargışladılar; kimi küçük kankalar, korkudan kakalarını külotlarına koyuverirlerken; kandaşların, kocaların, kirvelerin, konu-komşuların kıçlarına kimbilir kaçıncı kez kazıklar kakarak; Kuyucululaşıp kırkbinlerce kişiyi kazdıkları kuyulara koyarak; kabilelerin kökünü kazıyıp kurutmak kabilinden kundaktaki körpecik kuzucukları da kıyım kıyım kıydılar, kıtır kıtır kesip kahpece, *ça, kancıkça, kalleşçe, kavvatça katletmekle, kimilerini de kör, kötürüm koymakla kalmadılar; Kızılbaşlıkla karalayarak, komünistlikle kötüleyerek; kuşaktan kuşa a, kademe kademe kronikleşerek kozalaklı, kuşburnulu, kuşkonmazlı, kanaryalı, kardelenli kentlere (Madımak''lı Sivas''a) kadar kaydırdılar; Kerrar-ı Kebir''le, "kan kan katliam!" korosuyla kinlerini kusarak korateşle konukevlerini de kundakladılar, kızılalevlerle kavurga kavu urcasına kadınları kızları, kankaları kardeşleri, konukları, körpeleri kahkahalarla katlettiler...


Kitleler kan kustu, Kızılırmak karardı küstü...

Katliamdan kılpayı kurtulan KALELI, kalbi kerpetenle koparılırcasına kahroldu, kızdı, köpürdü; kıyımlarla Kemalizm''in kuyusunu kazarak, kapitalizmin köleli inde kainatı karartan künyesi kara, keçisakallı kelpo lu kelplerin kalkıştıktan karagün kıyımını kanıtlarıyla kitaplaştırdı, konferanslardaki konuşmalarında, ''katledilenlerin kalplerde kahraman kalacaklarını'' kaydederek, katliamı körükleyen, katilleri koruyan kurtçu kentlilerle kanlı katliamcıları kınadı:

Kayalardan koptular, keklikleri kovdular. Kahrolası kahpeler, kanatların kırdılar...

Katliamcı köpekler, katlettiler körpeler


Körolası katiller, karargahlar kurdular...

15 Aralık 2008 Pazartesi

düğümküme » Göz Var, Nizam Var

Az önce bir kelimeyi doğru kullanıp kullanmadığımı öğrenmek için Türk Dil Kurumu sitesine girdim. Tarayıcıma yazdığım adres şu idi: http://tdk.gov.tr. ‘Enter’ tuşladıktan sonra açılan sayfa bir süre geçince kendi kendini tekrar yükledi ve URL aşağıdaki gibi değişiverdi:

http://tdk.gov.tr/TR/Default.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE

URL’yi incelemekten kendimi alamadım. İlk dikkatimi çeken şey şifrelenmis hash fonksiyonlarını andıran, tam 48 karakterlik ‘F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF07B4BDB15D6B60D5‘ kısım. Ürkütücü! Bunun hemen öncesinde ise ne gerek var dedirten bir ‘/TR‘ alt dizini. Bu Türkiye’nin ‘TR’ si mi yoksa? İsmi değiştirilmeye tenezzül edilmemiş ‘Default.aspx‘ sayfamız da var. Türk Dil Kurumu’nun sitesinde bunları görmekten hiç hoşlanmıyoruz. Ödediğimiz vergiler ile bu işleri birilerine yaptırıyorlar. Anlaşılan şu ki o insanlar da bu işlerden hiç ama hiç anlamıyorlar.

Şu basitlikte olmalıydı:

.... [devamı]

29 Nisan 2008 Salı